Üniversite yıllarımın ilk yarısını “gece dışarı çıkayım, biraz da alkol alayım” çılgınlığında ya da “büyüyünce özgür ruhlu bir sanatçı olacağım” hayalleri ile geçirmiş olmanın beni elde var 0 noktasına getirdiğini fark ettiğimde 2010 yılındaydık. Bu ne yaptığını bilmemezlik durumu sonrasında arkadaşlarım ile karar verdik; başka ülkeler göreceğiz. Yeni tatlar, yeni insanlar, varlığından bile haberdar olmadığımız yerler keşfedeceğiz. 20 yaşına kadar Türkiye sınırları dışında hiçbir yere gitmemiş olmanın verdiği tedirginlik ile “çok uzak olmasın, çok pahalı olmasın, e çok da büyük bir alanı kapsamasın” kriterlerimiz doğrultusunda ilk durağımızı seçtik; Prag.
Prag için yapılmış en klişe tanım tabi ki “Masal Şehir”. Her klişe kötüdür genellemesine kapılmamak lazım, çünkü ilk yurtdışı gezimi gerçekleştirdiğim yer olduğundan mıdır bilinmez, Prag gerçekten de şu ana kadar gördüğüm yerler arasında bu tanıma en uygun olanı. Çok beğenmiş olmalıyım ki bir sene sonra dayanamadım, tekrar gittim zaten.
